Son Güncellenme Tarihi: 2014-11-01
TES-İŞ; TÜRK-İŞ, IndustriALL Global Union ve
IndustriALL European Trade Union üyesidir.
 

TÜRK-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu'nun TEKSİF Genel Kurulu'nda Yaptığı Konuşma

Sendikalarımızın Değerli Başkan ve Yöneticileri,

Teksif Sendikamızın Değerli Delegeleri,

 

            Şahsım ve TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Beni ve arkadaşlarımı divan teşekkülüne layık gördünüz için teşekkür ediyorum.

Değerli Arkadaşlarım, konuşmama, son günlerde yaşanan ölümlü iş kazaları ile başlamak istiyorum. Tabii bunlara iş kazası yerine iş cinayeti demek daha doğru olacak. Bakın, Türkiye’de 14 gün içinde  neler yaşandı…

3 Şubat’ta Ankara Ostim’de iki ayrı iş yerinde meydana gelen patlamalarda 20 işçi can verdi 50’den fazla işçi yaralandı.

7 Şubat’ta Antalya’da Petrol Ofisi’ne ait dolum tesisinde ölçüm sırasında tank patladı, 2 işçi öldü.

10 Şubat’ta Afşin Elbistan Termik Santrali kömür üretim sahasında  4 gün arayla meydana gelen iki göçükte 10 işçi toprak altında kaldı. Yedi işçi yaralandı, bir işçinin cenazesine ulaşılırken, 9 işçi hala toprak altında. 

11 Şubat’ta Hendek’teki havai fişek fabrikasında patlama gerçekleşti, 1 işçi öldü.

17 Şubat’ta Batman TPAO tesislerinde gerçekleşen patlamada 3 işçimiz hayatını kaybetti…

Bütün bunlar bir işarettir… Türkiye artık bir iş sağlığı iş güvenliği acizliği içinde olduğunu fark etmelidir.  Bütün bunlar göstermektedir ki, devletin kurumları sağlıklı, güvenceli bir iş ortamını sağlayamamaktadır. Türkiye’nin dört bir yanı patlamalarla, göçüklerle kan ağlarken, “elimizden bu kadar geliyor” mazeretleri yaşanan acıyı daha da artırmaktadır.  

Yönetim Kurulumuz ve Başkanlar Kurulumuzun bazı üyeleriyle birlikte Ostim’i ziyaret ettik, o acıyı, o çaresizliği gördük. Hemen ardından Afşin Elbistan’daki göçük olayı meydana geldi, oraya da gittik. Oradaki acıyı ve çaresizliği de gördük, hissettik. Toprak altında kalanların ailelerini ziyaret ettik. Düşünebiliyor musunuz, işçi sabah evinden çıkıyor, akşam gelmiyor… Ne oldu, “toprak altında kaldı”, ne oldu, “göçük altında kaldı”, ne oldu, “patlama oldu, bina çöktü, altında kaldı”… ne oldu, “yangın çıktı, yandı”

Türkiye, ölümlü iş kazalarını önlemek zorundadır arkadaşlar. Acizliğimizi  gösteren bu kazaları önlemek için devletin kurumları  üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. İşverenler “daha çok kar” hırsını bir kenara bırakıp, iş sağlığı, iş güvenliği önlemlerine riayet etmeli, riskli işlerde, konusunda uzman, deneyimli işçileri çalıştırmalıdır.  Torba yasaya konulan hükümlerle, çalışanların haklarına göz dikileceğine, yıllardır bekleyen iş sağlığı iş güvenliği yasası çıkartılmalıdır. İşyeri denetimleri artırılmalıdır. Bugünkü uygulamada işletme belgesi verilebilmesi için 50 işçinin çalışma şartı aranmaktadır. Değil 50 işçi, 1 işçi bile çalışsa, o işyeri denetim kapsamında olmalıdır. 

En önemlisi taşeron işçilik önlenmelidir. Bakın bu olayların hepsinde kaybettiğimiz işçiler taşeron işçisidir. İnsanlar hiç deneyimleri olmadığı halde, sabah işe alınmakta, hiçbir eğitim verilmeksizin  en riskli işlerde çalıştırılmaktadır.

Taşeron işçilik, endüstri ilişkilerinin ortasına atılmış bir bombadır…

Taşeron işçilik desteklenmeye devam edildikçe, bu bomba, ölümlü kazalarla her yerde patlamaya devam edecektir. Evet, bu günkü sistemde taşeron işçilik devlet tarafından desteklenmekte ve yaygınlaştırılmaktadır. Bırakın özel sektörü, devlet, işlerinin büyük bir bölümünü taşeronlara yaptırmaktadır. Bir Sayın Bakanımız da bunun gerekçesini“Bazı hizmetlerin hizmet alımı yoluyla sürdürülmesi daimi personel istihdamına göre daha ekonomik oluyor.” sözleriyle açıklamıştır. Yani diyor ki, taşeron işçilere daha az para veriyoruz, onun için taşeronlarla çalışıyoruz.  İşte sırtımızı dayadığımız devlet babanın konuya yaklaşımı bu! Devlet baba, en güvencesiz çalışma biçimlerinden biri olan taşeron işçiliği bu anlayışla destekliyor, kucaklıyor. Hatta Çalışma Bakanlığı, işverenlerin de isteğiyle taşeron işçiliği daha da kuralsızlaştırmak için ikide bir düzenleme yapmaya kalkışıyor.

Değerli arkadaşlarım, eğer hükümetlerin çalışanlara yaklaşımı,  “ucuz çalıştıralım”, “esnek çalıştıralım”,  “işçiler kiralanabilsin”, “taşeron işçilik daha da kuralsızlaşsın”, asgari ücret bölgeselleşsin” v.s şeklinde, hep çalışanları mağdur edecek biçimde olursa, o ülkede çalışma barışı olmaz, olamaz…

Bakın bir torba yasa yaptılar. İçine bin bir hüküm doldurdular. Bazıları yararlı oldu, olumlu oldu. Ama bazıları çalışan hak ve çıkarlarına açıktan saldırı niteliğindeydi. Bu tasarı ile ilgili en büyük hata çalışma hayatını ilgilendiren bölümlerle ilgili olarak işçi ve memur konfederasyonlarının görüşünün alınmamasıydı. İkinci büyük hata Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın tasarı görüşülürken taleplerimize kulak tıkaması ve yapmak istediklerinde aşırı ısrarlı olmasıydı.  Sayın Başbakan ile 4 Ocak 2011 tarihinde bir görüşme yaptık. Tasarıyla ilgili sıkıntılarımızı anlattık. O görüşmenin olumlu sonucu,  Başbakan’ın talimatı ile İl Özel İdareleri’nde çalışan işçilerin Karayolları’na devredilmesinin sağlanması oldu. Bu büyük bir mağduriyeti önledi. Ama tek sorunumuz bu değildi. Tasarıda itiraz ettiğimiz başka hükümler de vardı. Bakanlık yetkilileriyle defalarca görüşüp, o hükümlerin değiştirilmesini ya da geri çekilmesini istedik.

Yapmadılar.

Biz de sorunlarımızın çözümünü başka yerlerde aramaya başladık. Ne yaptık? Madem Çalışma Bakanı bize kulaklarını tıkıyor, öyleyse çözümü diğer bakanlarda aradık.   Sakıncalı bulduğumuz hükümler TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş olmasına rağmen, 11 şubat 2011 tarihinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek  ve Devlet Bakanı Faruk Çelik  ile bir araya geldik. Bakanlar, bazı maddelerin sakıncası ile ilgili ikna oldular. Başbakan ile görüşeceklerini ve tekriri müzakere ile bazı maddelerin geri çekilmesini sağlayabileceklerini belirttiler. Nitekim Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in Başbakan ile görüşmesi sonuç verdi ve genel kurul görüşmelerinin son gününde, tekriri müzakere ile   “evden çalışma ve uzaktan çalışma” gibi esnek çalışma biçimlerini yaygınlaştıran maddeler  ile “denkleştirme” ve “deneme sürelerinin uzatılması” na ilişkin maddeler geri çekildi. Böylece Torba Yasada’ki mağduriyetlerin kısmen de olsa önüne geçildi.

Değerli Arkadaşlarım,  bir konunun altını çizmemiz lazım, bu konuda katedilen mesafede elbette yapılan eylemlerin,  muhalefet partilerinin girişimlerinin büyük katkısı var.  Eylem yapmanın, kitlesel olarak talepleri yüksek sesle haykırmanın gücü çok önemli. Ama her durumda sadece eylem yaparak sorunların çözülemediğini de bu güne kadar yaşayarak gördük.

Hedef ne?

Sorun çözmek…

Eylem, sorunun çözülmesi için bir araç olarak kullanıldığı ölçüde anlamlı. 

Öyle durumlar olabilir ki,  hiç eylem yapmadan sadece görüşmelerle sorunu

çözersiniz. Bu yöntemi kullanarak  bir çok sorunu daha gün yüzüne çıkmadan zaten çözüyoruz.   Ama öyle durumlar olabilir ki, sorunun çözümü bir yandan eylem yaparken, diğer yandan hükümetle görüşmeleri sürdürmekte olabilir.

Bir de bir konunun çok iyi anlaşılması lazım. Bizim meselemiz kim iktidarda olursa olsun, bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Ha iktidarla bir sorunumuz mu var… Beğenmiyor muyuz? Altı ay sonra sandık gelecek önümüze… Herkes elini vicdanına koyar, oyunu atar.

Değerli Arkadaşlarım, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ya da diğer bakanlıkların çalışanlarla ilgili her hangi bir tasarrufta bulunmadan önce bunun ön çalışmasını çok iyi yapması lazım. Çalışanlar aleyhine hükümleri yasalaştırmanın hiç kimseye bir yararı yok, ülkeye zararı var. Hükümetin bu bilinçle hareket etmesi lazım.  Açıkça söylüyorum, çalışanları mağdur edecek düzenlemeleri yapmanın bir bedeli  mutlaka olur, oluyor, olacaktır. 

Torba yasadaki gerçekleşen taleplerimizi önemsiyorum. O maddelerin torba yasaya konması büyük bir hataydı,  ciddi mağduriyetleri beraberinde getirecekti,  geri çekilmiş oldu. Ama gerçekleşmeyen taleplerimiz de var. Gerçekleşmeyen taleplerimizle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e bir mektup yazıp, ilgili maddelerin yeniden görüşülmek üzere TBMM Genel Kurulu’na gönderilmesini istedik.  Bu maddelerin başında İşsizlik Sigortası Fonu’nun amacı dışında kullanılması geliyor. Bir diğer önemli maddeyi de Belediyelerde ihtiyaç fazlası sayılan işçilerin Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatına dağıtılması oluşturuyor. Bu işçilerin mağduriyetinin önlenmesi gerekiyor. Sağlık ve sigorta haklarına ilişkin maddeler de önemli.  Tüm bunları Cumhurbaşkanlığı makamına ilettik. Umudumuz, bu maddelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeniden görüşülmesiyle mağduriyetlerin engellenmesi ve çalışma barışına katkı sağlanmasıdır.

Değerli Arkadaşlarım, şu çok açık ki, Hükümet, yaptığı ve yapmaya çalıştığı kimi düzenlemelerle çalışma hayatı açısından iyi bir sınav verememiştir.  Hükümet, bundan sonraki icraatları için iki yoldan birini seçmek durumundadır.  Ya emeğin hak ve çıkarlarını koruyup, geliştirme doğrultusunda adım atacaktır, ya da emeğe karşı sürdürdüğü sistemli saldırıya devam ederek emek ve meslek örgütlerinin giderek büyüyen tepkisine maruz kalacaktır.

Buradan işsizliğin çözümünü işçi haklarının budanmasında görenlere sesleniyorum…

Kıdem tazminatı meselesini ısıtıp ısıtıp karşımıza koymayın…

Bu güne kadar hiçbir hükümet kıdem tazminatına el uzatmayı başaramadı, siz de başaramayacaksınız…

Asgari ücretin bölgeselleşmesi meselesini gündeminizden çıkarın…

Bu yöntem Türkiye’de denendi, başarılı olamadı, bunu hatırlayın, pişmiş aşa su katmayın,,,

Özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi verilmesi meselesini unutun…

Taşeron işçiliği daha da kuralsızlaştırma, esnek çalışma biçimlerini daha da yaygınlaştırma  hayallerinden vaz geçin…

            Siz bu işleri bırakın, işsizliğe, yoksulluğa çözüm bulmak için uğraşın, çalışanlara “insan onuruna yakışır iş” imkanı sağlamak için seferber olun…

Değerli Arkadaşlarım, kamu kesiminde yeni bir toplu iş sözleşmesi dönemine girmiş bulunmaktayız. Dün, oluşturduğumuz Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu ile birlikte ilk toplantımızı yaptık. Bu konudaki yol haritamızı belirledik. Bu sözleşme döneminde düşük ücretlerin iyileştirilmesini, ücretlerin enflasyona yenik düşürülmemesini ve refahtan pay alınmasını hedefliyoruz. Süreç devam ettikçe yaşadığımız gelişmeleri sizlerle paylaşacağız.  

Bir konunun daha altını çizmek istiyorum… Biliyorsunuz genel seçimler yaklaşıyor. Benim adaylığımın sohbet malzemesi yapıldığını duyuyorum. Bana değişik siyasi partileri yakıştıranlar varmış, öğreniyorum. Millete vekalet etmek elbette ki kutsal bir görev. Ama ben hiç bir siyasi partiden aday olmayı düşünmüyorum. Aday olacak arkadaşlarıma başarılar diliyorum, sizlerden de sendikacı kökenli milletvekili adaylarını desteklemenizi istiyorum.

Değerli Dinleyenler,

2008 yılında baş gösteren dünya ekonomik krizinin ülkemize yansımalarından en çok etkilenen sektörlerin başında Tekstil sektörü gelmiştir. Sektörde çok sayıda iş yeri kapanmış, çok sayıda işçimiz işsiz kalmıştır. Ancak son dönemde bir toparlanma dönemine girilmiştir ve  bu durum sendikamızın üye sayısına da pozitif olarak yansımıştır.

TEKSİF sendikamızı başarılı çalışmaları nedeniyle kutluyor, genel kurulumuza başarılar diliyor, saygılarımı sunuyorum.

19 Şubat 2011


 
Yazılı Basın Görsel Basın İnteraktif Basın